Bağ evinden Gebze’ye, istasyona gelen dolmuşlara binip gidiyorduk. Birkaç gün kardeşimi okula ben götürdüm. Bunu kendime iş edinmiştim.Bir yandan da iş arıyordum.Çocuk olduğum için bana göre iş bulmak zordu.Anadolu’dan gelen çocukları diğer çocuklar, hemen aralarına almıyorlardı. Onların oyunlarını biz ancak seyredebiliyorduk.Kökenimiz Kürt olsa da olmasa da bize “Keko” diyorlardı.
Bir gün caddede gezerken bir evin kapısının önünde kömür ve odun yığını gördüm.Kapıyı çaldım, yaşlı bir beyefendi çıktı.Ona bu odunları ve kömürü içeri taşıyabileceğimi söyledim.Bana kaç lira istediğimi sordu.
“Siz, ne münasip görürseniz,” dedim.
“Çocuğum, pek çelimsizsin, gücün yeter mi? diye sordu.
“Yavaş yavaş iki günde kömürlüğe taşırım,odunları da istif ederim.”
“Pekâlâ, aklım pek yatmadı ama başla bakalım,” dedi.
Önce odunları taşıdım, kömürlüğün bir köşesine istif ettim. Öğlenleri bana yemek de verdiler.Çok yorulmuştum.Akşam eve nasıl gittiğimi bir ben bilirim, birde Allah! Erkenden yattım, güç toplamalıydım.Sabah sıkı bir kahvaltı yapmalıydım.Anamdan yağda yumurtalı ekmek istedim.Üstüne de şeker tozu döktüm.Birkaç dilim yedim.Kardeşimi alıp okulun yolunu tuttum.