daha ağaçlı, meyveli istasyonlardan geçiyorduk.Etraf daha manzaralı oluyordu.Böylece dura kalka tam iki günde Gebze İstasyonuna vardık.
İSTANBUL KADERİMİZİN ŞEHRİ
Gebze’de bize lojman vermemişlerdi. Babam, istasyon makası yakınında bir bağevini buldu.Gebze’den ev bulana kadar burada kalacaktık.Eve yerleştik.İlk defa üzümü dalında gördüm.Mevsim sonbahardı, bağlar bozulmuş,birkaç üzüm salkımı kalmıştı kütüklerin üstünde.Aldığımız terbiye gereği üzümlere dokunamadık,ta ki sahibinden izin alana kadar.
Kız kardeşim Nurhayat’ı Gebze’deki Eşref Paşa İlkokuluna kaydettirdik. Okula başlayacağı için pek sevinçliydi. Ben haziran ayında kaldığım dersleri verirsem seneye liseye gidebilecektim,yani bu sene boş gezecektim.Ne yapacağımı bilmiyordum.
İstanbul’da her şeye para veriyorduk.Burada, lokantalarda şişedeki içme suyu da paralıydı, şaşırmıştım! Biz oralarda, nerede bir kaynak suyu görsek ağzımızı dayar içerdik.Burada neden şişeye koyup satıyorlar?Çeşmeden doldurup sürahiyle önümüze koyabilirler.Sonradan öğrendimki, şehir suyunun tadını klorlayarak bozmuşlar.Kaynak suyu içeceksen para ile içeceksin.Altı nüfuslu bir aile idik.Burada parasal yönden sıkıntı çekecektik.Bir iş bulup çalışmalıydım, aileme yardım etmeliydim.Seneye liseye gitmek için harçlık da biriktirmeliydim.