Makale Dizini

anten girişine bağladık.Kurulum tamamdı.Sonra pilleri bağladık ve radyoyu açtık.

Hepimizde derin bir sessizlik ve heyecan vardı.Hemen ses gelmedi.Çünkü lambaların ısınması gerekirmiş.Bir müddet sonra ses geldi.Biz hayretle bakıyorduk!Nasıl oluyor acaba,kim bunu düşünmüş, nasıl icat etmiş gibi sorular geçti aklımızdan.Radyonun ekranında bir sürü istasyon ismi vardı. Çevirdikçe çeşitli lisanlarda insanlar konuşuyordu.Ankara,İstanbul yazılarının üstüne ibre gelince Türkçe konuşmalar duyuyorduk.

Radyo, evimize yeni bir heyecan getirmişti. Radyo ile beraber haber saatinde komşularda bize gelmeye başladı.Radyo, dünyaya açılan ilk penceremiz olmuştu.Çeşitli piyesler dinliyorduk.En çok Muzaffer Sarısözen yönetimindeki Yurttan Sesler ve Türk Sanat Müziği saatindeki şarkıları dinlemeyi seviyorduk.Birde “Arkası Yarın” programını...

Radyo dinlerken Türkçenin nasıl düzgün konuşulduğunu öğrenmeye başladık.Bir müddet sonra Türkçe konuşmamız düzelmeye başlamıştı.Birkaç gün sonra annemin radyonun üstüne iğne oya ile yaptığı örtüyü örttüğünü görünce,anneme sordum;

“Bunu neden yaptın?” diye.

“Toz gelmesin, daha güzel gözükmesi için,” dedi.

Küçük aklımla lüzumsuz olduğunu düşündüm.Oysa bir ev hanımının ev eşyalarına bakış açısını bilememiştim.

© Copyright Cemil Altay. Tüm hakları saklıdır.