harçlığım iki lira idi.Ancak yemek ve vapur parasına yetiyordu.
Bir gün kurnazlık yapayım, dedim.Haydarpaşa’dan iki bilet aldım.Birini gidişte, birini de dönüşte kullanacaktım.Çünkü dönüşte vapura zor yetişiyordum.Karaköy’den turnikeden geçerken formülüm tuttu.Ancak birkaç gün sonra gişe memuru uyanmıştı:
“Bu geliş bileti,” dedi.
Karaköy’de kaldım.Cebimde beş kuruş yok.Hava ıslak, soğuk.Caddede tanıdık bekledim.Aksilik, kimse geçmedi.En sonunda karşıdaki büfeye gittim.Paramın kalmadığını, Haydarpaşa’ya geçeceğimi,onun için bana elli kuruş borç vermesini,karşılığında kitaplarımı rehin bırakacağımı söyledim.
Babacan, şişmanca, piknik tipli bir adamdı.Yüzüme baktı, biraz tebessüm ederek;
“Kitapların sende kalsın.Al şu bir lirayı, getirmesen de olur,” dedi.
Çok sevinmiştim.Aksi halde sokakta kalacaktım.Son banliyö trenine zor yetiştim.O gün dört saat rötarlı olarak eve gittim.Annem, babam çok merak etmiştiler.Her banliyö treni geldiğinde, işte bununla gelir, diye yolumu beklemişler.Olayı anlattım, annem boynuma sarıldı:
“Fakirliğin gözü çıksın!” dedi.
O sene Millî Eğitim Bakanlığı bir kanun çıkardı.Lise mezunu olan bay ve bayanlar isterlerse ilkokul öğretmeni olabileceklerdi.Bu konu kafamı bir