sabah gün ağarınca yapacaktım. Bu sistemle gece gündüz çalıştım. İkinci karnemde 3 zayıfa indirmiştim.Çalışmam yeterli değildi,daha çok çalışmalıydım.Aklıma sokak lambasının ışığında çalışmak geldi.Bunun için havaların iyi olmasını beklemeliydim.Daha başka ne yapabilirdim ki? Dedeme;
“Sabah namazında benide kaldır,” dedim.
Okunacak dersleri, tren yolunun yanındaki patikada bir oyana bir bu yana gide gele okumaya başladım.Okuduklarımı kafamdan tekrar ediyordum.İlkbaharda sokak lambasını geceleri kullanmaya başladım.Sene sonu iftihara geçmiştim.Müdür Bey, beni örnek talebe olarak gösterdi.Çok gururlanmıştım.Köye döndüğümde babam da çok gururlandı.Beni öptü:
“İşte benim oğlum bu!” dedi.
Ben de kendi kendimi tebrik etmiş,kendimle gurur duymuştum.
Ara sıra Cemal dedeme yardım ediyordum.Onunla ormana yakacak için ağaç kesmeye gidiyorduk. O zamanlar orman çok yakınımızdaydı. Ağaçlar kesile kesile orman, kentten gittikçe uzaklaştı.Yürüyerek yarım saatte kendimizi sarı çam ormanının içinde buluyorduk.Ciğerlerimize mis gibi çam kokusu ve çamsakızı kokusu doluyordu.Biri büyük, biri de küçük şelek[i] odun yaptıktan sonra sırtımıza yüklediğimiz gibi evin yolunu tutuyorduk.Daha sonraları baktım ki, insanlar iki tekerlekli araba yapıp onunla taşıyorlar.İsmine de “gılgıl” diyorlardı.
“Dede bana da bir gılgıl yapalım,”dedim.
[i]Şelek:Halk ağzında sırtta taşınan yük.