Sevinçten içi içine sığmıyordu.Şimdiki zaman olsa beni oracıkta öpücük yağmuruna tutardı.Sevincini gözlerinden okuyordum.Beraber yeni bir yolculuğa çıkıyorduk.Artık onun Deniz Harp Okulu kıyafetli bahriyeli sevgilisi olmuştum.
Askeri tıp talebesi olmak ayrıcalıktı. Üstümde taşıdığım şerefli üniformanın gerektirdiği gibi davranmalıydım. Kendimi otokontrole aldım.Sivil hayattaki Cemil gibi yaşamamalıydım.
Dernek üyelikleri, parti gençlik kolları,bir gazeteye beyanatta bulunmak veya makale yazmak gerilerde kalmıştı.Ben kendimi bu konularda eli kolu bağlı hissediyordum.
Allah’a şükrediyordum. İyi bir üniversitede okuyordum.İstanbul Boğazı’nda, Beylerbeyi Astsubay Okulunda, konforlu bir yerde kalıyorum.O zamanın parasına göre iyi sayılacak kadar cep harçlığı alıyorum. “Bu zamanda her kula nasip olmaz,” diyordum. “Köprüde kaldığın günü,Beyazıt’a yaya çıktığın günleri unutma! Cebinde beş parasız gezdiğin günleri unutma! Geçmiş hayatını unutma!” diyordum.
Birkaç ay içinde yeni hayatıma alışmıştım. Tek eksiğim sabahları Filiz’le trende seyahat edememiş olmamdı.Onula göz göze, yan yana olamamdı.
Derslerden laboratuvarlardan başımızı kaşıyamıyorduk.Onun için ancak hafta sonu buluşabiliyorduk.Bir pazar günü ondan ayrılmam biraz zor oldu.O eve, bende Beylerbeyi Astsubay Okulundaki tabura geç kalmıştım.Sınıf subayımız Atilla Yüzbaşı