Herkes arabalarından indi.Isınalım, diye oradaki meydana çam ağaçlarının kuru dallarından ve kozalaklarından oluşan bir öbek yaptılar.Çam pürleri topladılar ve ateşi yaktılar.Gecenin zifiri karanlığında, alevler birden gökyüzüne doğru yükseldi.Alazlar yüzümü ısıtmaya başladı.Ellerimi alevlere karşı tuttum.Yüzüm ve ellerim ısındı, ama arkam buz gibiydi.Kâh önümü,kâh arkamı ısıtmak için dönüyordum.Beni orada yalnız bıraktılar.Giderken;
“Ara sıra ateşe odun at ve korkma, ateşe hayvanlar yaklaşmaz, köpeklerde yanında,” dediler.
Korkmamak elde mi?Uzaktan konuşmalarını duyuyordum.Balta sesleri ile konuşmaları birbirine karışıyordu.Bazen kurt ulumalarını duyuyordum.Oraya gelmesinler diye, ha bire ateşe odun atıyordum!
Yaklaşık bir saat içinde her arabaya birkaç tane kerestelik ağaç kesmişlerdi.Keresteleri arabalara yüklediler.Ateşi söndürdüler. Yola koyulduk.Kağnıya yük binince mazısından ses gelmeye başladı.Ses duyulmasın diye arada bir sabun suyu sürüyorlardı.
Ormancılara yakalanmadan, sabah gün ağarırken köye girdik.Hepsine teşekkür edipvedalaştım.
“Benim için tecrübe oldu,” dedim.
Koşarak köyden üç kilometre uzaktaki istasyonun yolunu tuttum.Kapıyı çaldım, annem çıktı:
“Kurban olurum sana!” diyerek beni öpücüklere boğdu.Babam ve kardeşlerim de ayrı ayrı sarıldılarbana.Eve gelmek güzeldi, aileme kavuşmuştum. Annem