ağlayarak gittim.Annem beni teselli etti.O günden sonra asker sevkiyatlarında yumurta, su satmadım.
Okula yaya giderdik.Okulla bizim evin arası iki-üç kilometreydi.Kışın kar yağdığında bazen 2-3 metre kar olurdu.Karda bata çıka giderdik.Bir elimizde tahta çantamız, diğer elimizde bir sırıkla okula odun taşırdık.Tepede çantamı kızak yaparak aşağı inerdim.Ablam sırığımı da aşağıya kadar taşırdı.
Kış çok soğuk geçerdi, ama zevkliydi.Kardan adam yapardık.Kar topu oynardık.Yüksek köprülerden 3 metre karın üstüne atlardık.Kızak kayardık.Buz üzerinde topaç çevirirdik.
Bir gün evde şeker bitmişti.Dışarıda tipi vardı.Babam:
“Köye gidin, şeker alın,” dedi.Annem kızdı:
“Bu kıştakıyamette çocuklarımı nereye gönderiyorsun?Dışarıda tipi var!”
Babam annemi dinlemedi.Bizim itiraz etme diye bir şansımız yoktu.
Cızlavet çizmelerimizi giydik,kar başlıklarımızı taktık, el ele tutuşup yola koyulduk. Rüzgâr karları bir yerden, diğer tarafa savuruyor, göz gözü görmüyordu.İstasyonun tepesini çıktık.Biraz gittik. Ak sakallı bir dede karşımıza çıktı:
“Korkmayın, gidin çocuklar!” dedi.
Arkamıza döndük, baktık, dedeyi göremedik.Herhalde tipiden. “Galiba Hızır dedeydi.” Dedik.
O, bize moral oldu.Çünkü geri dönmeyi düşünüyorduk.Tipiden yol iyice kayboldu.Biz her gün