sürecek çocuklara ihtiyaç olurdu.Kotan denen üç bıçaklı pulluğa, birbirine zincirlerle bağlı öküzler koşulurdu.Her çift öküzün boyunduruğunada bir çocuk oturur, öküzleri yönetirdi.Gün boyu, yaban boydan boya sürülürdü.Bu çalışma beş on gün sürerdi.Gidilen yerde kamp kurulur, köye geri dönülmezdi.Bu yapılan işe de kotana çıkmak denirdi.
O yıl arkadaşlarımın kotana çıkılacağını öğrendim. Babamdan izin istedim.
“Oğlum, geceleri soğuk olur, sen dayanamazsın. Akşama kadar boyunduruk üstünde kalacaksın, köylüler alışık, sen alışık değilsin,” dediyse de ben ısrar ettim.Babamdan izini kopardım.
Koşarak Feyzo’ya haber verdim, sevincimizi beraber paylaştık.Feyzo, bana orada neler olabileceğini anlatı:
“Bak,” dedi.“Akşama kadar boyunduruk üstünde sıkılırız.Onun için ara sıra birbirimize takılırız.Ara sıra manilerle birbirimize sataşırız.Sana birisi sataşırsa alınma.Zamanla manileri sende öğrenir, onlara satarsın.Boyunduruktan düşmemen için ben zincire ayağını dayayacak yer yaparım, oraya koyarsın ayağını.”
Annem akşamdan giysilerimi ve azığımı hazırladı, bir heybenin gözüne koydu.Birkaç tane ilaç koydu.Sabah erken yola çıkacağımız için erkenden yatmamı önerdi.Yatağa girdim. Feyzo’nun söylediklerini aklımdan geçiriyordum.Bana bir iki mâni (horlavel) öğretmişti,kendi kendime aklıma gelen manileri mırıldanıyordum.Çok heyecanlıydım.Evden ayrı