hemen mutfağa koştu.Taze yumurtalardan kayganak[i] yaptı. Tereyağı, bal, kaymak getirdi.
“Zayıflamış kuzum,ye de güçlen,” dedi.
Ablam, bana okulu sordu:
“Her derse başka öğretmen geliyor,Fransızca öğreniyorum.Ama Recep Hoca gibisi yok. Dedemlere de alıştım.Bana iyi bakıyorlar,tabiiki, ev gibi olmuyor.Derslerim pek iyi gitmiyor.Karnemde zayıflar gelebilir,” dedim.
Pazar akşam üstü trene bindim. Sarıkamış’a geldim.
Ortaokula ve her ders için ayrı gelenöğretmenlere alışmak zor gelmişti.Gözümün önünden Recep öğretmen hiç gitmiyordu.Yavaş yavaş okula ısındım, ama derslerden hep geri kalıyordum.Çünkü geceleri gaz lambası ışığında ders çalışıyordum.Fazla gaz yanmasın, diye erkenden lambayı söndürüyorlardı. Erkenden yatmak mecburiyetinde kalıyordum. Dolayısıylabende derslerimi yetiştiremiyordum.
Dedemler az gelirli insanlardı.İki odalı, toprak damlı evleri vardı.Yan tarafta da ahırları vardı. Tuvalet bahçedeydi. Teneke kaplı küçücük bir yerdi. Kışın yataktan kalkıp tuvalete gitmek resmen işkence oluyordu.İşerken kıçım donuyor, elim ibriğe yapışıyor, donmuş bir vaziyette kendimi yatakta buluyordum.
Dedemin evi kışın kayak yapılan dağa yakındı.Herkesin kayakları vardı.Ben de kendime bir çift kayak edinmeliydim, ama paramız yoktu.Mahalledeki marangoz Ali amcaya gittim.
[i]Kayganak:Yumurta ve tereyağından yapılan yemek